Bu Bir Uyandırma Alarmıdır

02.07.2018
A+
A-

İleri gitmek, sabah yataktan kalkmakla başlar. O saatin alarmı ertelenmeyecek diyorum yani. Eliniz telefondaki ya da saatteki erteleme tuşuna gitmeyecek. Bir minik hareket, tek bir dokunuş. Hayatınızı layıkıyla yönetebilme gücünüz, öz saygınız, öz disiplininiz, sorumluluk bilinciniz, ilerleme, gelişme, fark yaratma isteğiniz, iradeniz sadece 5 ya da 10 dakika, haydi diyelim yarım saat daha fazla uyuyabilmek için yaptığınız o uykulu pazarlıkta başlıyor.

Ya da şöyle söyleyeyim, hayatı tam da o 5 dakikada kaçırıyor ya da kazanıyor insan. Tam başlayacak gün, bir erteleme geliyor, “tam yapacağım, bir gülme geliyor” der gibi. Evet, uykulu bir pazarlık ve bir minik parmak dokunuşu. Halbuki o küçük dokunuşu hayatın kendisine yapsak ihya olacağız, haberimiz yok.

Çok önemli bir bilgi; Konu zamansa 5 dakika sadece 5 dakika değil, hayatın kendisidir.

Farkındayım ve kabul ediyorum, insan sıcak yatağında, yorganını üstüne çekip kıvrıldığında, anne karnında bir bebek gibi hissediyor. Güvende ve konforlu. Çok üzgün olduğumuz zamanlar, yataktan hiç çıkmak istemeyişlerimiz de annemizin rahiminde hissettiğimiz bu güven ve sevilme ihtiyacından belki? O yüzden kimsenin sıcak yatağında fazladan geçirmeye çalıştığı 5 dakikanın hesabını soruyor değilim yanlış anlaşılmasın, bilakis gayet iyi anlayabiliyorum ama hesabını sormasam da hesabını yapıyorum müsaadenizle 🙂 Yoksa kim istemez konfor alanında kalmayı zaten. Tam da burada size yazının en başında geçen “irade, öz saygı, ilerleme ve fark yaratma isteği” kavramlarını tekrar etmek istiyorum. Hatta konuyu anne rahimine, hayatın başlangıcına kadar getirmişken, sevgili Üstün Dökmen hocamızın şu sözünü de buraya bırakayım; “Hayatınızın başlangıcından sorumlu değilsiniz ama finalinden siz sorumlu olacaksınız.” Ne kadar doğru.

Peki biz nasıl bir hayat istiyoruz? Asıl olan hayatın kendisi olsa da biz nasıl bir final istiyoruz?
Sürekli ertelediğimiz, verdiğimiz kararları uygulayamadığımız, konfor alanımıza sıkı sıkıya tutunup “rahatsızlığı” göze alamadığımız, irademizi devreye sokamadığımız, fark yaratamadığımız ortalama başarılara ve hatta başarısızlıklara fit olduğumuz bir hayat mı?

Yoksa, ertelemediğimiz, verdiğimiz kararları uygulamak için mazeretler üretmediğimiz, fark yaratmak için konfor alanımızın dışına çıkıp sıkıntı yaşamayı göze aldığımız, doğru olanı hayata geçirmek için irademizi güçlü bir şekilde devreye soktuğumuz, üstün başarılara imza atıp hem kendimize hem çevremize katkı olduğumuz bir hayat mı?
Kendine ve içinde yaşadığı topluma saygısı olan hiç kimsenin açıkça ilk seçeneği dillendireceğini sanmıyorum. Zaten mesele nasıl bir hayat istediğimiz konusunda yaşadığımız kararsızlık değil, istediğimiz hayatın gerektirdiği iradeyi gösterememek.

Düşünün bir; Şu an yaşadığınız hayat, yaptığınız ve yapmadığınız, olduğunuz ve olmadığınız her şeyin toplamı değil mi?

Koşulların insafına mı sığınıyorsunuz yoksa koşulları şekillendirebilme iradesini gösterebiliyor musunuz?
Üşendiğiniz için hayata geçiremediğiniz kararlar sırtınızda bir kambur değil mi? Ertelediğiniz her an kendinize olan güveninizi, saygınızı örseleyip suçlu hissettirmiyor mu?
Süreli planlar yapıp ertelemenin hiç plan yapmamaktan bile daha zararlı olduğunu biliyor musunuz?

Siz ertelemeyip hayata geçirdiğiniz kadar yaşıyorsunuz.

Siz iradenizin gücü kadar varsınız.

Peki nasıl oluyor da bu kadar önemli başlıkları bir saatin alarmına indirgeyebiliyorum? İleri gitmek sabah yataktan kalkmakla başlar gibi bir cümleyi kurmamdaki amaç ne olabilir? O saati 5 dakika daha ertelememenin size neler kazandırabileceğini denemeye gönüllü müsünüz? Uykuda fazladan geçirdiğiniz 5 dakikada yapabileceğiniz onlarca işten bahsetmiyorum elbet, yapamazsınız zaten, yapılacak onlarca işten çok daha fazla bir kazanımdan bahsediyorum. Bir irade egzersizinden, tam zamanında yapma çabasının size katacağı o çok değerli şeyden, kendinizi “ertelememeye” kodlamanın hayatın tüm alanlarını nasıl genişleteceğinden, öz disiplinden, öz saygıdan ve yaşayarak görebileceğiniz daha onlarca faydadan.

Yapılan araştırmalar iradenin bir beceri olmadığını tıpkı vücudumuzdaki kaslar gibi çalıştırdıkça geliştiğini gösteriyor. Yani üzerinde çalışıyorsak, zorluyorsak gelişiyor, çalışmayı bırakırsak zayıflıyor. Ve haliyle iradeli bir kararla konfor alanımızın dışına çıktığımız o ilk denemelerde; mesela diyet, daha az uyumak, özel ilişkimizde atmamanız gereken sakıncalı bir adım, zor olduğunu bildiğimiz ya da sıkıcı olduğunu düşündüğümüz bir işe başlamak gibi ilk denemelerde, yani kendimizi zorladığımız o ilk anlarda, kas ağrısı gibi can yakıyor. İşte tam da o noktada fark yaratıyor, iradesini güçlendiriyor insan. O ilk adımı atmak yetmiyor, yaşadığı ilk kas ağrısıyla vazgeçmediğinde fark yaratıyor.

Burada yazımın başına dönüyorum;

O saatin alarmı ertelenmeyecek diyorum yani.

Tam erteleyeceksiniz bir irade gelsin. Bugün alarmı ertelememekle atacağınız o küçücük adım, yapmaya başlayacağınız o küçücük irade egzersizi, yarın çok daha büyük irade gerektiren zor bir sorumluluğu taşıyabilecek gücün başlangıcı olacak.

İrade kasınızı ufak ufak çalıştırmaya başlamak için ne güzel bir an o saatin çaldığı an. İradeniz, öz saygınız, öz disiplininiz ve dahası. Hepsi o alarmda. Yarın ve sonraki her gün tam zamanında kalkmayı deneyin.

Tam bir uyandırma sesi.
Günaydın.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.