Kuşak ÇatışMAsı

Barbaros Karakışla
1959 yılında Kadıköy'de doğan Karakışla lise öğrenimini 1976 yılında Amerikan Robert College'de tamamladı. Ardından Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden 1981 yılında Lisans ve 1983 yılında Yüksek Lisans derecelerine hak kazandı. Profesyonel kariyerine 1981 yılında Deniz Taşımacılığı sektöründe başlayan Karakışla, 1986 yılında uzun yıllarını vereceği Bankacılık sektörüne geçiş yaptı. Yaklaşık 10 yıl boyunca ağırlıklı olarak yabancı sermayeli bankalarda Kurumsal Bankacılık kariyeri yapan Karakışla, 1995 yılında Citibank'ın kurucu yönetim kademesinde yer alarak Bireysel Bankacılık kariyerine geçiş yaptı. Sırasıyla, Citibank, Interbank, TEB ve Akbank'ta Bireysel Bankacılık'tan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak bir çok önemli projeye imza attı. Deutsche Bank'ın Ülke Başkanlığını da yapan Karakışla son 3 yıldır Abu Dhabi menşeyli bir bankanın üst düzey yöneticiliğini icra ettikten sonra Türkiye'ye kesin dönüşü ile birlikte Yönetim Danışmanlığı ve Yönetici Koçluğu yapmaktadır.
29.11.2018
A+
A-

Bugünlerde, geçen yıl sonu itibariyle Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden, farklı demografik özellikte ve her sosyo-ekonomik statüye sahip 16bin kişinin katıldığı, çok derin bir araştırmayı inceliyorum. Bu araştırmanın bende yarattığı, hem her alanda gerçekleşen muhteşem değişim, hem de kuşaklar arasında oluşan şaşırtıcı uçurumlar üzerinde farkındalığımın pekişmesi.

Ev telefonu sahipliliği günden güne azalıyor. Geçen sene sonu itibariyle, sabit hatlı telefon kullanma oranı % 20’ye düşmüş. Biran için çocukluğuma gittim. İstanbul’da, hele bazı semtlerde telefon başvurunuza 10-15 sene sonra cevap gelirdi. Şaka gibi, değil mi? Annemin, benim adıma halamın adresini göstererek, daha ben 14 yaşında iken, benim adıma yaptığı telefon başvurusunu, ben tam 12 yıl sonra Acıbadem’e nakil istedim. O sıralar, Acıbadem semtinde ciddi bir santral altyapısına yatırım yapıldığı için, kısa sürede evime telefon bağlandı. Yani ben, 26 yaşında evine telefon bağlatabilen şanslı bir insandım.

Yine araştırmadan aldığım bir rakam; akıllı telefon sahipliği % 97 olmuş. Yani basit bir ‘’alo’’ dediğiniz cihazı kastetmiyorum. Basbayağı, mobil haldeyken, internete bağlı kalarak her türlü bilgiye saniyelerle ulaşan telefonları kastediyorum. Yani ben zamanında, 26 yaşında telefona kavuşmanın sevincini yaşarken, bugün her gelir grubunda ve her yaşta insan, birinci veya ikinci el piyasasında dakikalar içerisinde, sadece ‘’alo’’ diyebilecekleri değil, aynı zamanda akşam hangi sinemaya gideceklerini, havanın nasıl olacağını, hangi yoldan daha kısa zamanda buluşma noktasına gidebileceklerini, hangi restoranda indirim kazanacaklarını vb, zahmete girmeden öğrenebilecekleri o mucize cihazı alabiliyorlar. Bazıları almak için şartlarını aşırı zorluyor hatta.

Masaüstü bilgisayar sahipliği % 34’ü geçmiş. Taşınabilir bilgisayar sahipliği ise % 50’ye ulaşmış. Yani, çok yakında, neredeyse her evde ortalama 1 bilgisayar olacak. Oğluma 9 yaşındayken alıp eve sürpriz olarak getirdiğim masaüstü canavarı gördüğünde, dakikalarca ağladığını unutamıyorum.

1996 yılında, Louvre müzesini oturduğum yerden gezeceğim hayali ile, evime bağlattığım internete, o dönemde kaç kişi sahipti bilmiyorum ama tek hatırladığım şey, dakikalarca ekrandan gitmeyen kum saatiydi. Zira, telekom altyapısı henüz çok yetersiz olduğu için, internetin hızı kaplumbağaları cesaretlendirecek kadar yavaştı. Şimdi bakıyorum da, küçük çocuklar bile bir videoyu hızlı indiremediklerinde sinirleniyorlar. Türkiye’de internet erişimine sahip olan hane sayısı % 81’e ulaşmış. Hatta, internet erişimi olan akıllı televizyona ülkenin dörtte biri ulaşmış bile.

Tarihler konusunda, kaynaklara göre değişen ufak tefek farklılıklar olsa da, kuşaklar tarih boyunca çeşitli dönemlerden geçmiş. Bilinen ilk nesil olan ‘’Sessiz Kuşak’’, teknolojik gelişmelerin süreçlere hiç etki etmediği bir dönemde yaşamış ve yerini 1946 yılında, 2.ci Dünya Savaşı bitiminde ortaya çıkan ‘’Baby Boomers’’ kuşağına bırakmış. Ben tam da bu kuşak ile onu takip eden ‘’X Kuşağı’’ arasında bir yerlerdeyim.

Çocukluğunu 2.ci Dünya Savaşı sıralarında geçiren anne ve babamdan hep ekmek yerine üzüm yediklerinin hikayeleri ile büyüyen ben, bolluk içinde bile yüzsem, hep kıtlık psikolojisi ile elimdekileri kolay sarfetmeye kıyamam. Örneğin, dolabımdaki kırtasiye stokumu bir türlü kullanamazdım. Evde çekmecelerime baksanız, üzerinde etiketi duran çorap, çamaşır veya gömlek bulabilirsiniz. Dolaplarım giysi dolar, çünkü sürekli alır stoklarım. Ancak, aldıktan hemen sonra etiketini açıp kullanmaya başlamak biraz süre alır.

Ait olduğum kuşağın en belirgin özelliklerinden olan şüphecilik, iş odaklılık, duyarlılık, sabırsızlık ve kanaatkar olmak bende had safhada varken, benden sonraki Y kuşağına ait görünen özgüven, şeffaflık, gerçekçilik ve sorgulayıcı tavırdan da nasibi oldukça almışım. Söylemek istediğim, mensubu bulunduğunuz kuşağın genel karakter ve davranış özelliklerini taşıyıp taşımamak, dolayısıyla kuşak çatışmasına girip girmemek sizin elinizde. Örneğin, ben teknolojik gelişmelere mecbur olduğum için uyum sağlamıyorum, aksine teknoloji benim yaşamımdaki çok şey için temel araç konumunda.

Ben kuşak çatışmasına çok anlam yüklemeyenlerdenim. Aksine, eski kuşakların giderek yeni kuşaklara kulak vermesi, anlamaya çalışması ve hatta onlara uyum sağlamak için gayret göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Geleneksellikten uzak, sonuç odaklı, iletişime açık, doğrucu ve yaratıcı olmanın neresi yanlış ki zaten?

Gerçeği görelim; artık tek bir dünya var. Etrafımızdaki her şey radikal olarak değişiyor. Artık küçüklerin büyüklerden değil, büyüklerin küçüklerden bir şeyler öğrendiği bir çağı yaşıyoruz. Şimdi, bazı kavramları değiştirebilecek kadar değişime açık olanların, geleceği yaratma şansı var. Diğerleri, kafalarını ve bakış açılarını değiştirmezse, tarihe gömülmek zorunda.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.