Kulağını Kapat Burnunu Aç

23.03.2015
A+
A-

Ne çok ses var; değil mi?

Ne çok insan hayatımıza müdahale etmeyi hak görüyor kendine.

Bir sürü soru var üstürupsuz zamanlarda gelen.

Tam dalmışsınız harıl harıl bir şey yazıyorsunuz, yan masanızda yükselen bir ses ile irkiliyorsunuz. “Sen de kahve ister misin canım?” E gitti işte kelimeler aklınızdan. “Yok ben kahve istemem kelimelerimi geri ver.” deseniz çok yerinde olacak. Ama nasıl anlar şimdi bunu?

Asıl soru şu; değil mi dostlar? “Elalem ne der?”

Ne büyük bir problem değil mi birçoğumuz için?
– Şayet şu an telefonunu açmazsam ne der?
– Whatsapp’ta okuduğumu ama cevaplamadığımı görürse ne düşünür?
– O kafamda diliyorken nasıl cevap vermem ki?

Halihazırda ben de net olarak bulabilmiş değilim ama bu blog bunun için tasarlandı.

Aramızda bir fikir alışverişi olsun istiyorum.

Benim herhangi bir konu ile ilgili saptamalarımı yazacağım, bulduğum çareyi ileteceğim, sizden de sizinkini beklerim. Tek taraflı bırakmayalım isterim.

Oku oku oku nereye kadar sevgili okur?

Adın “okur” olabilir ama senin de içinde güçlü bir “yazar” var biliyorum. Tahmin ediyorum. Yaz bana.

Neyse gelelim ben ne yapıyorum?

Yok abarttım; yapıyorum, diyemem.

Yapmayı hedefliyorum diyelim, daha dürüst ve daha ümit verici olur.

Ben telefonumu 2 saat sessiz 10 dakika sesli yapmayı düşünüyorum şu günlerde.

Yani ben harıl harıl bir şey yazarken ya da hararetle okurken beni bölen olmasına izin vermemeyi hedefliyorum.

Tabii benim gibi insanlarla ilişkisi, soru – cevabı çok yoğun işler yapıyorsanız kafanızı kaldırdığınızda yaklaşık 10+ cevapsız çağrı, 100+ whatsapp mesajı ile karşılaşmanız kaçınılmaz olabilir.

İşte o 10 dakikaya nasıl sığacak bu cevap vermeler, ben bunun için de hala gerçek bir çare düşünüyorum 😉

Bunun dışında ben insanlara kulak kabartmayı çoktan bıraktım.

Hakkımda büyük çoğunluğu iyi şeyler düşünüyor, bunu bilmekten hoşlanıyorum.

Ama ne bu hoş şeyleri, ne de “Elif pek xx’miş”leri çok kafama takmıyorum.

Bunu da itiraf etmek gerekirse tek başıma başarmadım.

Hem koçluk aldım, hem de bir enerji çalışması aldım.Ve bir sabah bir uyandım olmuş bu iş.
Şimdilerde hakkımda “Elif de çok yy”ler kulağıma ulaşınca beni bir gülme alıyor, sormayın dostlar.

Hep bunu hayal etmiştim, vallahi oldu.

Ne zaman bir insanın bir çeşit kıskançlık kökenli bir incitme teşebbüsü ile karşılaşıyorum, içimde bir Şahan Gökbakar nadide karakterlerinden biri ile kahkaha atıyor.

Dolayısıyla pek bir keyifli oldu bu hakkımda zz’leri söyleyenler, uyduranlar, zırvalayanlar.
Ama bu değil ki eleştiri kabul etmiyorum. Hem de eskisinden de değer vererek işleme alıyorum eleştirileri. Sadece büyük bir FARKla.

Eleştirinin çıktığı ağza ve üretildiği zihne bakıyorum.

Kaale alınmaya uygun klasmanda ise başım üstüne; hemen aksiyon zincirine katacak şekilde alıyorum notlarımı. Değil ise; Recep kardeşimiz sesli bir gaz çıkarıyor ve basıyor kahkahayı.

Çok mu kaba? Bana yakışmadı mı?

Bakın yine gülüyor Recep 😉

Yani işin kulakları kapama kısmı kısaca böyle.

Şimdide gelelim burnu açma kısmına.

Son dönemde okuduğum tüm kitaplar gelişim üzerine.

Hayatta en sevdiğim bir şey varsa o da eğitim.

Çıldırıyorum bir konuda eğitim almaya, gelişmeye, taş üstüne taş koymaya.

En son kızım Melis’e şunu söylediğimi hatırlıyorum:
“Bak Melisciğim gördün mü eğitimin değerini? 12 saat önce o kayaklar üzerinde tir tir titriyordun. Halbuki Çetin hoca ile geçen teknik 2 saatten sonra zirveden kayıyorsun. Sen sen ol, hiçbir şeyi el yordamıyla keşfetme. Git en iyi eğitmeninden en kısa yollu dersi al. Sonra üzerine kendi methodlarını, tekniğini, tarzını geliştir. Ama ilk adımı, en uzmanın elini tutarak at.”

Örneği çok doğru konu üzerinden vermiş olmalıyım ki Kova burcu iddialı kızım konuyu kısa kesti “haklısın anne.”
Bak eğitimler, kitaplar, online programlar, eğitmenler, koçlar, öğretmenler önerirseniz de çok ama çok müteşekkir olurum. Zira bu blogdan ben de sizi pek çok şey önereceğim.

Her neyse son dönemde gözüme, zihnime ulaşan tüm önermeler aynı kapıya çıktı: Meditasyon Benim gibi bu evrenin Iceberg, bizlerin de sadece buzdağının tepesinde yaşayan zavallı bilinçsiz canlılar olduğumuza inanan bir hatun kişinin, dua, meditasyon, enerji için söyleyecek tek sözü “eyvallah”tır.

Fakat gelin görün ki poposunun üzerinde 5 dakikadan fazla, hele hele sessiz ve hatta gözü kapalı 3 dakikadan fazla oturamayan biri olarak günde 45 dakikayı, 1 saati meditasyon için ayırma çabası her zaman hayal kırıklığı ile sonuçlandı.

Ta ki geçtiğimiz Paris seyahatinde uçakta, metrolarda, restoranlarda kana kana okuduğum Arianna Huffington’un Thrive kitabını okuyana dek.

Ununu elemiş, ama eleğini hala eleyemeyenleri aydınlatmak için elinde tutan sevgili Huffington kısaca diyor ki “dijital esarettesiniz”.

Bu tanımı ilk defa okuduğumda tepkim şu oldu “Buyrun benim.”

Kendisi şunu öneriyor:
Gün içinde herhangi bir an, ister oracıkta, ister tuvalete gidin, ister ofisinizi kapatın, ister uyanır uyanmaz, ister yatağa yattığınızda gözünüzü kapatın ve burnunuzdan nefes alın verin.

Toplam 5 dakika.

Nefes al, nefes ver.

5 dakika.

İşte buna meditasyon, denir.

Demez mi?

E tamam dedim ya bunu da yaparız herhalde eşek değiliz ya.

Ha sorarsanız kaç hafta geçti, kaç defa yaptın, kısaca “Size ne? Siz kendinize bakın.” diye yanıtlarım.

Ama emin olun çabalıyorum.

Kulağımı kapatıp, burnumu açmak son dönemin en sevdiğim fikri.

Gelişmeleri sizlerle paylaşırım.

Elif’in Dünyası’na hoşgeldiniz.

Takipte kalın, ara ara bana yazın.

Sevgiyle, kardeşlikle,

Elif KARAKIŞLA

Elif Karakışla
Elif Karakışla
Elif Karakışla, dendiği zaman akla ilk gelen kelimeler hangileridir, çok merak etmişimdir. Bana sorsanız arkamdan merhametli, çalışkan, başarılı denmesini isteyebilirim.Hayatımı da bu doğrultuda şekillendirmeye devam ediyorum.
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.